new straits_times_adnan_oktar_freedom_lies_in_God_s_embrace

Dünya çapında İslam’a karşı oluşturulan seferberliğe ve bağnazların bu etkiyi arttıran korkunç saldırılarına rağmen İslam, hızlı ve güçlü bir şekilde yayılıyor. İngiltere’nin barlarından, Brezilya’nın kentlerine kadar, tüm yaştan, cinsiyetten ve sosyal çevreden insan bu güzel dini gitgide artan bir hızla kabul ediyorlar.

Peki neden?

İslam’ın dikkat çekici bir sadeliği vardır. Yüzyıllar içinde ortaya çıkan, İslam’ı karmaşıklaştırmaya çalışan çeşitli mezheplere rağmen, Kur’an’da tarif edilen İslam’ın insanlara özgürlükler sunan güzel bir sadeliği vardır.

İslam, insanlara sadece tek bir Allah olduğunu ve sadece O’na hesap vereceklerini öğretir.

Bunun sonuçları geniştir. Bugün dünyanın çoğunluğu binlerce farklı kurala ve insanların neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair düşüncelerine bağlıyken, eğer insan Allah’a teslim olursa tüm bu zincirlerden derhal kurtulur. Artık toplum tarafından dayatılan ideal karakter tanımlarına uymak için gayret etmek zorunda olmadığı gibi sosyal medyadaki son trendleri takip etmek için uğraşıp durmak ve binlerce farklı insanın isteklerine uyum sağlamak için enerji sarf etmek zorunda değildir. İnsanın karakteri sadece Allah’ın isteklerine göre şekillendiği için artık ruhunu ve aklını herkesi memnun etmek gibi imkansız bir uğraşı içine sokmak zorunda değildir.

Allah’a teslim oldukça, aklı tam anlamıyla özgürleşir, tüm gereksiz korku ve endişelerden arınır. Örneğin, bir ergenin artık sürekli olarak arkadaşlarının düşünceleri, okuldaki son moda trendler ve popüler kalabalığa uyum sağlamakla ilgili olarak endişelenmesine gerek yoktur. Artık yaşıtlarının baskısı, sosyal medyadaki trendler veya internette olabildiğince çok arkadaş edinme zorunluluğunun getirdiği yükle yaşamayacaktır. İş dünyasındaki biri için bu, artık patronunun yanında kendisini daha aşağı hissetmemesi ve meslektaşlarıyla sürekli olarak rekabet etmek zorunda olmaması veya onların onay ve beğenisini kazanmak için çabalayıp durmasına gerek olmadığı anlamına gelir.  Bu aynı zamanda bir kişinin mesleğinin karakterini gösterme baskısından da kurtulması anlamına gelir ki bu bir beyaz yaka işi için küçümseyici olmak, mavi yaka işi için ise güvensiz ve içine kapanık olma durumu olabilir.  Eşler için artık kendilerine toplum tarafından biçilen mükemmel karı/ koca karakteri tanımına uymak zorunluluğu yoktur. Bunun yerine artık ailelerini kendilerine emanet edilen Allah’ın tecellileri olarak görerek, saf ve güçlenmiş sevgilerini onlara yöneltebileceklerdir. Tüm insanların ruhları ve bedenleri, sahte putların etkilerinden arınmış olarak, artık onları yaratan, seven ve onlarla sonsuza kadar ilgilenen Allah’a dönecek ve O’na teslim olacaklardır.

İnananlar zincirlerden kurtulmanın güzelliğini yaşarken, özgür olduklarını düşünen oysa başka insanların istekleri ve düşüncelerinin yükü altında ezilen milyarlarca insan başkalarının isteklerinin tutsağı olmaya devam ederler. Son trendleri yakalamak, popüler TV programlarındaki karakterlerin davranışlarını taklit etmek, ebeveynlerinin beklentilerine ayak uydurmak, eğlenceden hoşlanan arkadaşlarının yanında komik olmaya çalışmak, bir iş toplantısında insanlar kendisini takdir etmediğinde çileden çıkmak gibi sayısız “mecburiyetlerin” boyunduruğu altında bitip tükenirler. Bu duygu girdabının arasında kaçınılmaz olarak ruhlarını ve akıllarını kaybederler. Sonunda yönlerini o kadar şaşırırlar ki artık kendilerini tanıyamazlar.

Oysa İslam’da insanın hoşnut edeceği sadece Biri vardır: Allah. Özgür bir insanın yapması gereken tek şey Allah tarafından gösterilen yönde ilerlemektir. Başkalarını memnun etmeye çalışmak, başkalarının ne düşündüğü konusunda endişelenmek ya da sürekli olarak dünyanın onayını kazanmaya çalışmak ve başaramamak yoktur.

Elbette inançlı biri de toplumun diğer üyeleri gibi kanunlara, sosyal normlara ve diğer insanlara saygı göstererek bir hayat yaşar ancak bedenini ve ruhunu kendisi gibi güçsüz kullar olan başka insanların düşüncelerine ve dileklerine esir etmez.

Bugün pek çok insan bu problemin farkındadır ve beyinlerindeki bu hapishaneden çıkmaya çalışırlar. Bazen bunu yapmak için ilham verici alıntılar ve akıl teknikleri kullanırlar. Oysa gerçek problemi dikkate almazken nasıl başarılı olabilirler? Bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle teker teker uğraşmanın boş bir uğraşı olduğunu bilmelidirler.

Gerçek kurtuluş Allah’a duyulan gerçek sevgi ile mümkün olabilir. İnsan dünyaya, kendisine, evrene bakmalı ve gördükleri hakkında düşünmelidir. Evreni kusursuz bir mükemmellik ve güzellikle yaratan Allah’ın sonsuz gücünü kavramaya çalışmalıdır. Kendi hayatının ve başkalarının hayatlarının Allah’ın sürekli koruması olmasa her an sona erebilecek çok hassas dengelere bağlı olduğunu anlamalıdır. Her şeyi yaratan Allah’ın sonsuz gücü olduğunu bilmelidir. Evrendeki 300 milyar galaksi, Plato’dan günümüze kadar dünyadaki bütün bilgiyi tek bir tanesinin içinde barındırabilen kusursuz DNA, saniyede 2000 km. hızla hareket eden ve birbirlerine asla çarpmayan elektronlar, bunların tümünün Allah’ın korumasına bağlı olduğunu anlamalıdır. Aynı zamanda Allah dilemediği takdirde hiç kimsenin bir gücü olmadığını anlamalıdır. Etrafını dikkatlice izlemeli ve, dünyadaki 7 milyar insanın her birinin kalp atışını, açan her çiçeği, gökyüzünde çırpan her bir kanatı, herkesin bedeninde belirli bir seviyede olması gereken şeker seviyesi gibi kelimenin tam anlamıyla evrendeki sayısız her detayı, her an her şeyi Allah’ın idare ettiğini, yarattığını ve kontrol ettiğini görmelidir. Kuran’a bakarak Allah’ın kendisinden istediği tek şeyin Kendisini sevmesi ve ona verdikleri için O’na şükretmesi olduğunu görecektir.

Bizler Allah’ı sevmek için yaratıldık. Ancak o zaman gerçekten mutlu ve özgür olabiliriz.

O halde Allah’a sarılın, zincirlerinizi kırın ve gerçek özgürlüğün tadını çıkarın.

Adnan Oktar’ın New Straits Times’da yayınlanan makalesi:

http://www.nst.com.my/node/87594