Dünyada her şey zaman içinde bozulmaya mahkumdur. Eşyalar eskir, çiçekler solar, insanlar yaşlanır…

Oysa zaman daima müminlerin lehine işler. Peki, herkes ve her şey bozulmaya, yaşlanmaya uğrarken, nasıl olur da bu süreç müminler için farklı gelişir?

Müminlerin zamanın yıpratıcı özelliğinden etkilenmemelerinin sırrı nedir?

Rabbimiz’in “… dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta’dan başkası değildir.” (Rad Suresi, 26) ayetiyle Kuran’da bildirdiği üzere, dünya üzerindeki her şey geçicidir. Yüce Allah dünya hayatının geçici ve kısa olduğunu insanlara hatırlatmak için dünyadaki her şeyi ve herkesi zamanla yıpranacak, bozulacak ve yaşlanacak şekilde yaratmıştır. Bu, çevresini dikkatle gözlemlediği takdirde herkesin görebileceği bir gerçektir. Örneğin;

    Yeryüzündeki bir mekan ne kadar güzel olursa olsun, bakım yapılmazsa aradan birkaç on yıl hatta kimi zaman yalnızca bir mevsim geçtiğinde son derece tanınmaz hale gelebilir.

    Zamanın akışı ile birlikte yeni doğan bebek önce erişkin hale gelir ve birkaç on yıl içinde hareket etmekte, düşünmekte zorlanan yaşlı bir kişiye dönüşür.

    Rengarenk hoş kokulu çiçekler birkaç gün içinde solar, taze ve lezzetli meyveler çürür ve dünyaya gelen tüm varlıklar ortak bir sonla, ölümle karşılaşırlar. Bu gerçek, iman etmeyen kişilerin bile kuşkuya kapılmadan kabullendikleri tek konudur. Nitekim Yüce Allah iman etmeyen insanların bu itirafını bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

“Dediler ki: “(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi “kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.” Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.” (Casiye Suresi, 24)


Ancak tarih boyunca zamanın Kuran’da bildirilen bu yıkıcı ve tahrip edici özelliğinden yalnızca samimi iman sahibi müminler olabilecek en az şekilde etkilenmiş, hatta üstün ahlak özellikleri nedeniyle Allah zamanın bu olumsuz etkisini onların yararına çevirmiştir. Günümüzde de geçerli olan bu önemli gerçek, sonsuz kudret ve ilim sahibi Rabbimiz’in iman eden kullarına büyük bir rahmetidir.

Zamanın Akışı İman Etmeyen Kişileri Nasıl Yıkıma Uğratır?

İman etmeyen insanların, yanılgı içinde oldukları en önemli konulardan biri, kendilerine verilmiş olan ömrü sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzun görmeleridir. Oysa hayat gerçekte çok kısadır ve sanılanın aksine insanlara Allah tarafından verilmiş olan süre çok hızlı geçmektedir. Toplum içinde sık sık kullanılan “Göz açıp kapayıncaya kadar geçti.”, “Daha dün gibi…” ifadeleri gerçekte herkesin bu hızlı akışı fark ettiğinin açık birer göstergesidir. Ancak iman etmeyen insanlar bu gerçeği fark etmelerine rağmen zamanın hızlı ilerleyişindeki hikmeti kavrayamaz ve zamanı doğru değerlendiremedikleri için maddi ve manevi olarak yıkıma uğrarlar.

Peki, iman etmeyenler zamanın akışı ile neleri kaybederler?

Dünyevi Değerleri Kaybederler

Yüce Allah’ın insanlara bu dünyada tanıdığı sürenin bir amacı ve hikmeti vardır. İnsanlar Allah tarafından kendilerine verilen bu kısıtlı süreyi “O’nun rızasını kazanmak ve cennete layık olabilmek için” kullandıkları takdirde, zamanlarını en hayırlı ve doğru biçimde kullandıkları için huzurlu ve her türlü sıkıntıdan uzak bir yaşam sürerler. İman etmeyen insanlar ise Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için hayırlı faaliyetlerde bulunmak yerine, Kuran ahlakına uygun olmayan bir yaşam sürerek kendilerine verilmiş ömrü sadece dünyevi bir kazanç hırsı ile tüketirler. Oysa zaman, yıkıcı etkisini önce dünyada büyük bir hırsla bağlandıkları değerler üzerinde gösterir.

Gençlik ve Güzelliklerini KaybederlerPicture%202(1)

Gençlik ve güzellik, iman etmeyen insanların dünya hayatında en çok değer verdikleri konulardandır. Ancak bu iki özellik de, zamanın yıpratıcı etkisine en açık olan dünyevi süslerdir. Dünyanın en güzel insanı dahi gün geçtikçe yaşlanır ve bir süre sonra eski güzelliğini kaybeder. İnsanlar tarafından beğenilen, hayran olunan, herkesin özendiği ve yerlerinde olmayı şiddetle arzu ettikleri insanlar, zaman içerisinde Yüce Allah’ın dilemesiyle yaşlanır ve buna asla engel olamazlar. Sahip oldukları tüm servet ve imkanları kendilerini gençleştirmeye harcasalar dahi bu çabaları, kaçınılmaz son olan yaşlılığı -en iyi ihtimalle- 3–5 sene ertelemekten başka bir fayda sağlamaz. Zaman en yıkıcı etkiyi bu insanların çok önem verdikleri ve sahiplendikleri bedenlerinin yaşlanması, güçsüz kalması ve en basit işleri yaparken bile başkalarına muhtaç olmaları ile dış görünüşlerinde gösterir.

Makam, Mevki ve İtibarlarını Kaybederler

Mevki sahibi olmak ve bunun getirdiği itibar, Kuran ahlakından uzak yaşayan insanların çok değer verdiği bir diğer konudur. Ancak dünya hayatının geçici süsü olan bu özellikler de zamanın yıpratıcı etkisinden kurtulamaz. Çünkü kişi ne kadar ünlü ve zengin olursa olsun sonunda yaşlanacaktır ve eğer bir film yıldızı ise kendisinden daha genç ve iyi görünümlü biri onun yerini alacak, işadamıysa bedeni gençliğindeki kadar yoğun çalışmaya izin vermediği için işini başkalarına devretmek zorunda kalacaktır. İman etmeyen kişilerin oluşturduğu, sadakat ve vefa duygularının yaşanmadığı böyle bir ortamda kişinin tüm hayatını verdiği değerler zaman içinde onu terk edecek ve henüz daha ölmeden bile bu kişi unutulacaktır.

Zeka, bilgi ve eğitim düzeyi de Allah’ın ilmini, kudretini ve yaratma sanatını kavrayamayan bu insanların başlıca kibirlenme konularıdır. Oysa tüm bunlar Allah’ın dilediği kişiye dilediği kadar nasip ettiği özelliklerdir ve zamanın yıpratıcı etkisiyle bozulmaya uğrar. Çünkü zaman ilerledikçe kişi dünyanın en zeki profesörü bile olsa hafızasındaki zayıflamaya engel olamayacaktır. Nitekim Yüce Allah bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle haber verir:

“Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir, herşeye güç yetirendir.” (Nahl Suresi, 70)


Ecir Fırsatlarını Yitirirler

Kuran ahlakından uzak yaşayan insanları yanıltan bir diğer nokta, nasıl olsa daha gencim, ibadet etmek için daha çok vaktim var şeklinde düşünerek, hem ibadetlerini hem de ecir kazanabilecekleri her türlü güzel davranışı ertelemeleridir. Bu kişiler, ölümü kendilerinden uzak gördükleri için, gün boyu boş ve amaçsız işlerle uğraşmakta bir sakınca görmezler. Bu yanlış düşüncenin oluşturduğu gaflet hali ile Rabbimiz’in rızasını kazanarak değerlendirmek yerine ahiretlerine yarar sağlamayacak ancak alışkanlık haline getirdikleri pek çok uğraşıya saatlerini ayırır, büyük bir tutkuyla bağlanırlar. Bunları her gün ya da belli aralıklarla sürekli olarak tekrarlayarak kendilerine bir fayda sağlamaya çalışırlar. Yapamadıkları zaman ise sıkıntı ve rahatsızlık duyarlar. Oysa bu uğraşılarında Yüce Allah’ın rızası yerine sadece kendi nefislerinin isteklerini gözettikleri için bu esnada harcadıkları zaman, onları Kuran ahlakını yaşamaktan daha da uzaklaştırarak aleyhlerine çalışmış olur.

Günümüzde birçok kişinin faydalı işler için kullanabilecekken internette amaçsız bir şekilde saatlerce dolaşması, hiçbir sınırlama koymaksızın televizyon izlemeye saatler harcaması, alışveriş sırasında gerek olmadığı halde şuursuzca vakit geçirmesi yanılgı içindeki bu insanların hayırlı ve kendilerini geliştirebilecekleri faaliyetlere yönelebilecekken zaman kaybettikleri boş işlere örnek olarak verilebilir.

Sonsuz Cennet Hayatını Kaybederler

İman etmeyen insanlar, hayatları boyunca aynı iş ve uğraşılarla zaman geçirdiklerinden, harcadıkları zamanı normal karşılar ve yaptıklarında bir yanlışlık görmezler. Vaktin nasıl geçirilmesi gerektiğini, boşa geçirilen zamanın kendilerine zarar getireceğini düşünecek bir şuura sahip olmazlar. Bu nedenle kendilerine verilmiş çok büyük bir nimet olan zamanı israf etmek, onların yaşam tarzı haline gelir ve bu, düşüncelerine, konuşmalarına, hayatlarının her anına yansır. Oysa Yüce Allah, Kuran’dan yüz çevirmiş olan bu insanların dünyada sadece oyalanarak vakit geçirmelerinin karşılığı olarak cenneti kaybedeceklerini şöyle haber vermiştir:

“Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. İşte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur.” (Hud Suresi, 15–16)


Zaman Nasıl Müminlerin Lehine İşler?

İman etmeyenlerin Kuran’da “…bizi “kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.”…” (Casiye Suresi, 24) ayeti ile dile getirdikleri durum, gerçekte müminler için geçerli değildir. Çünkü zaman müminlere Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için salih amellerde bulunacakları, imani olgunluklarını arttırarak cennete layık ruh güzelliği kazanacakları son derece önemli bir nimet olarak sunulmuştur. Peki, bu değerli nimeti müminler nasıl kendi lehlerinde kullanırlar?

Zamanın Salih Amellerde Bulunacakları Çok Değerli Bir Nimet Olduğunun Bilincindedirler

Yüce Allah’ın samimi iman eden kullarına vaat ettiği cennet nimetleri, bir insanın dünyada elde edebileceği her şeyden çok daha üstün ve kıymetlidir. Bu nedenle müminler kendilerine sunulan ve ne zaman biteceği yalnızca Rabbimiz tarafından belirlenen ömürlerini, Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya ve sonsuz cennet hayatına layık olmaya adarlar. Bu amaçla Yüce Allah’ın rızasını kazanacak salih amellerde bulunmaya büyük bir özen ve titizlik gösterir, vakitlerini daha iyi kullanmak için ince hesaplar yaparlar. Örneğin, günlük rutin işlerini pratik bir şekilde yaparak harcadıkları zamanı ellerinden geldiğince azaltır, güne erken başlar veya yapacaklarını bir gün önceden planlar, ahiret günü yapmış oldukları her salih amelin karşılığını alacaklarını umduklarından kendilerine nimet olarak sunulan işleri ertelemez ve büyük bir şevkle hemen yaparlar.

Müminler zamanlarını Allah’ın rızasına uygun olarak değerlendirmenin büyük bir ecir kaynağı olduğunu bildiklerinden daima Rabbimiz’in “Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.” (İnşirah Suresi, 7) hükmüne uygun şekilde hareket ederler.

Zaman Müminlere İmani Olgunluk Kazandırır

Müminler sadece “iman ettik” demenin yeterli olmadığını bildiklerinden güzel ahlakta “yarışıp öne geçmeyi”, takva sahibi müminlere örnek olmayı, her durumda üstün bir ahlak sergilemeyi, Allah’tan güçleri yettiğince korkmayı, kendilerini asla yeterli görmemeyi, her an Allah’ın rızasını aramayı, her olay ve şartta vicdanlarının sesine göre hareket etmeyi hedeflerler. Zaman, Allah’ın izniyle müminleri bu imani olgunluğun ve derinliğin en yüksek, en mükemmel derecesine ulaştırır. Nitekim Rabbimiz bu imani olgunluğun kazandırdığı derinlikle güzel ahlakta kararlılık ve süreklilik gösteren, hayırlarda yarışıp öne geçen müminlere nimetlerle donatılmış cenneti vaat etmiştir. Kuşkusuz bu, müminler için elde edilebilecek en büyük kazançtır.

“İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.” (Furkan Suresi, 75- 76)


Müminlerin Birbirlerine Karşı Olan Sevgileri ve Tesanüdleri Artar

aile1(2)İman etmeyen kişilerin dostlukları ve arkadaşlıkları da zaman içinde yıpranmaya mahkumdur. Okul yıllarında en samimi olan arkadaşlar okul bittikten bir süre sonra, iş yerindeki arkadaşlıklar ise iş değiştirme sebebiyle zamanla unutulur. Bu kişilerin dostluklarının kısa süreli olmasında bu yakınlıklarının karşılıklı çıkarlara dayanması büyük bir etkendir. Çıkarlara ters düşen en ufak bir durum veya hata karşısında hemen arkadaşlıklar bitirilir. Çünkü dostlukları, Allah rızasına dayalı gerçek sevgi üzerine kurulu değildir. Müminlerin birbirlerine olan sevgilerinin temelinde ise Allah rızası vardır. Kendileri gibi hayatlarını Allah yoluna adayan mümin kardeşleri ile dünya ile sınırlı olmayan ahirette de devam edeceğini umdukları bir beraberliğin temellerini atmışlardır. Bu nedenle zamanın ilerleyişi müminler arasında, sevgi, dostluk, merhamet ve şefkat hislerini güçlendirerek kardeşliğin Allah’ın izniyle sonsuza dek devam etmesine vesile olur.

Zaman Müminlerin Dış Görünüşlerini de Olumlu Etkiler

Zaman müminlerin dış görünüşlerinde iman etmeyenlerde yaptığı yıpratıcı etkiyi aynı ölçüde göstermez. Nitekim müminler yaşlarına göre çok daha genç, sağlıklı ve canlı bir görünüme sahiptirler. Kuşkusuz müminlerin dış görünüşlerindeki bu çarpıcı özellik, İslam’a hizmet etmek isteklerinden dolayı sağlıklarına ve beslenmelerine dikkat etmelerinden kaynaklanır. Ancak bundan çok daha önemli bir sırları vardır. Bu sır, onların yaşadıkları her olayı yaratanın Yüce Allah olduğunu bilmeleridir. Rabbimiz’in zahiren zor bile görünse her olayı hayır ve hikmetle yarattığının bilincinde olan müminler, hiçbir zaman inkar edenlerin yaşadıkları sıkıntıları hissetmezler. İşte, müminlerin bu teslimiyet ve tevekkülleri, son derece yıpratıcı bir etki yapan stresten ve karamsarlıktan uzak bir yaşam sürmelerini sağlar. Ruhsal olarak, kadere razı olmanın konforu ve huzurunu hissederlerken, bu his bedenlerine de olumlu olarak yansır ve onlara sağlıklı, dinç bir görünüm kazandırır.

Sonuç: Allah Salih Amellerin Karşılığını Eksiksiz Verendir

Yüce Allah’ın müminleri zamanın yıpratıcı etkisinden koruması müminlerin dünya hayatında hissettikleri heyecana ve coşku ile yaptıkları ihlaslı davranışlara bir karşılıktır. Çünkü Allah’ın cennetle müjdelediği Müslümanlar, “Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.” (Al-i İmran Suresi, 133) ayetini en güzel şekilde hayatlarına geçirmeye çalışır ve Allah’ın rızasını kazanabilmek için bir ömür boyu heyecan ve şevkle yarışırlar. Allah, ” … Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir.” (Bakara Suresi, 158) ayetinde de bildirdiği gibi gönülden, diğer bir ifadeyle coşku ve heyecan ile yapılan hayırların karşılığını verendir. Bu nedenle müminler dünya hayatında yaptıkları zerre kadar iyiliğin bile karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette Allah’ın izniyle fazlasıyla alacak ve Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olacaklardır:

“Allah dedi ki: Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Maide Suresi, 119)


Kuran Ahlakının Hakim Olması İçin Gerçekleştirilen Ve Zamanla Büyüyen Fikri Mücadelenin Sonucu: İslam’ın Dünyadaki Hızlı Yükselişi

“İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen, Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile.” (Nasr Suresi, 2–3)


Müminlerin Kuran ahlakının hakim olması amacıyla verdikleri büyük fikri mücadelenin 
kaynağı, Yüce Allah’ın iyiliği emredip kötülükten sakındırma hükmünü yerine getirme istekleridir. Bu nedenle Allah rızasının en çoğunu kazanmak için bu büyük fikri mücadeleyi gerçekleştirirken ciddi bir çaba harcarlar. Zaman ilerledikçe Allah’ın izniyle imani olgunlukları arttığından, fikri mücadele şevkleri de, bu fikri mücadelenin etkisi de güçlenir. Geçen zamanla birlikte müminlerin lehine gelişen en coşku verici sonuçlardan biri budur. Nitekim son yirmi yıl içinde dünya genelinde Müslümanların sayısında istikrarlı bir artış söz konusu olmuştur. 1973 yılında yapılan istatistikler dünya çapında Müslüman nüfusun 500 milyon olduğunu gösterirken, bugün bu rakam 1.5 milyara yaklaşmıştır. Her dört kişiden birinin Müslüman olduğu günümüzde, Müslümanların sayısı tarihte ilk defa Hıristiyanların sayısını geçmiştir. Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı ve İslam’ın dünyanın en büyük dini haline geleceği tahmin edilmektedir.

İnsanın zaman kaybettiren davranış ve düşüncelerden uzak kalabilmesi sadece Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için çaba göstermesiyle mümküdür. Zamanın büyük bir nimet olduğundan habersiz olan insanlar dünyada kendilerine boş vakit harcatan pek çok işle meşgul olmayı bir kazanç olarak görürken, müminler “Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir.” (Mü’minun Suresi, 3) ayetinin hükmü gereği boş ve yararsız işlerle vakit kaybetmekten titizlikle kaçınırlar.