İnsan nefsinin, dikkatle düşünülmesi gereken önemli bir özelliği vardır. İnsan başına iyi şeyler geldiğinde, çevresinden hep güzellik, iyilik gördüğünde, olaylar hep istediği gibi, sevineceği, mutlu olacağı gibi geliştiğinde bundan büyük hoşnutluk duyar. Çevresinde olup biten güzel olayların ve başına gelen iyiliklerin, kendisinden kaynaklandığına inanır. Kendisi çok çabaladığı, iyi bir insan olduğu, pek çok konuda dikkat sarfedip emek verdiği, akılcı ve tedbirli davrandığı için, işlerinin de hep rast gittiğine, olayların umduğu gibi olumlu şekilde geliştiğini düşünür. Yani kısacası, başına gelen tüm iyilikleri en küçük detayına kadar hak ettiği kanaatindedir.

Ancak aynı insan, istemediği gelişmelerle karşılaştığında, insanlardan kendisine iyilik, güzellik gelmediğinde, işleri istediği gibi sonuç vermediğinde, hayatında nimet eksiklikleri, zorluk ve sıkıntılar oluştuğunda ‘tüm bunların, yine en küçük detayına kadar hak ettiği için gerçekleştiğine’ dair bir kanaat beslemez.Tam tersine, başına gelenleri hiç hak etmediği, haksızlığa uğradığı, mağdur olduğu, hatta herkese karşı çok iyi olmasından dolayı başına bunların geldiği gibi bir ‘haksızlığa uğrama psikolojisi’ içerisinde olur.

Bu durumdaki insan çoğu zaman kendi kendine oturup şöyle düşünmez: “Acaba bende bir eksiklik olabilir mi? Benim yanlış inançlarım ya da yanlış bir bakış açım olabilir mi? Başıma gelen şeyler, benim bu yanlış inançlarımla ya da ahlakımla ilgili olabilir mi? Acaba ben farklı davranmış olsam, hayatımdaki iyiliklerin ve güzelliklerin durumu daha farklı olur muydu? Tüm bunları gerçekten ahlakımdaki eksiklikler dolayısıyla, hak ettiğim için yaşıyor olabilir miyim?”

Eğer kısa bir an için bile bu şekilde düşünmüş olsa ve sorunu başka detaylarda aramak yerine, kendisini samimiyetle kınayabilse, insan aslında çok açık olan gerçeği görebilecektir.

Allah Kuran’da, “Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.” (Şura Suresi, 30) buyurmuştur.

Bu ayet insana, yaşadıklarını çok doğru ve sağlam bir şekilde değerlendirebileceği gerçek bir bakış açısı kazandırmaktadır. Bir başka ayette Allah, “Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır…” (Yunus Suresi, 26) diye bildirmiştir. İnsan, kalbini temiz ve samimi tuttuğu, hayatındaki her olaya Allah’ın rızasını arayarak baktığı, tüm bunları Kuran ahlakıyla düşündüğü sürece ve insanlara da yalnızca Kuran ahlakının getirdiği bakış açısıyla yaklaşıyorsa, ‘Allah bu kişinin hayatındaki güzellikleri mutlaka artıracaktır’.

Eğer içinde kötülük barındırıyorsa, saf olarak Kuran ile düşünmüyor, içine biraz da cahiliye ahlakı ekliyorsa, olayları sadece Kuran ile değil, cahiliyenin değer yargıları ve kurallarıyla da değerlendiriyorsa, elbetteki bu kişinin hayatı içerisinde karşılaşacağı olaylar ve yaşayacakları da, aynı bu şekilde olacaktır. Kendisi manen ortaya ne koyuyorsa, tüm bunlar bir şekilde onun hayatına geri yansıyacaktır.

İşte Kuran’da çok açık bir şekilde bildirilmiş olan bu gerçeğin unutulmaması çok önemlidir. İnsan, sürekli kendinden yana düşünüp; başına gelen iyilikleri hak edip, yaşadığı sıkıntıları ise asla hak etmediği gibi (Allah’ı tenzih ederiz) yanlış bir bakış açısına kapılmaya çok yatkındır. Nefsindeki bu telkinin doğru olmadığını anlaması için ise, işte Kuran’daki bu ayetleri düşünmesi yeterlidir.

Allah sonsuz şefkat, merhamet sahibidir. Rahmeti her yeri kuşatmıştır. Kullarını sonsuz seven, onlara gizli ve açık yollardan sürekli olarak iyilik, güzellik ulaştırandır. İnsanın her anı, Allah’ın sevgisini görebileceği binlerce detayla doludur. Ve Allah sonsuz adalet sahibidir.

Allah, dünyanın en büyük kötülüklerini yapan bir insana bile rahmet etmekte ve ona kurtuluş yollarını göstermektedir. Ona her an yeni fırsatlar yaratmakta, kötülükten sakınması, pişman olup vazgeçmesi için vicdanıyla her an ona doğru olanı ilham etmektedir.

İnsanın, Allah’ın ahlakındaki bu sonsuz mükemmelliği görüp, Allah’ın adaletine tam teslim olması gerekir. Eğer bir kimsenin hayatında bazı eksiklikler varsa, bunun çözümünü kendi ahlakında aramalıdır. Allah’ı daha çok sevmeye, Allah’ın istediği ahlakı daha titiz yaşamaya, kalbinde en ufak bir kötü düşünce bırakmamaya, her olaya yalnızca Kuran bakış açısıyla bakmaya ve tüm hayatını Allah’ın istediği titizlikle yaşamaya niyet etmelidir. O zaman Allah’ın izniyle -Allah’ın vadettiği gibi- yaptığı her güzellik, dünyada da ahirette de çok daha güzeliyle karşılık bulacaktır.

 

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz(Nahl Suresi, 97)