• Sevgisizlik hastalığının yaygınlaşmasının sebebi nedir?
  • Sevgisiz insanların tavır ve davranışları nasıldır?

 Her gün yolda, trafikte, iş yerinde, yazılı ve görsel medyada rastladığımız birçok insanın yüzünde gördüğümüz donuk, anlamsız, boş, hüzünlü, kibirli ve kavgacı yüz ifadesinin ardında sevgisizlik ruhu saklıdır.

Sevgisizlik önce kişinin kalbinde bir yalnızlık arzusu, huzursuzluk, mutsuzlukla kendini gösterir, sonra da stres, depresyon, bencillik, kıskançlık ve nihayetinde kin, nefret, öfke, saldırganlığa kadar varan bir hastalığa dönüşür. Kalbi bu hastalığa tutulmuş kişilerin bir kısmı, entel aydın geçinen, insanlara tepeden bakan, bilmiş, üst perdeden konuşmalar yapan, kimseyi beğenmeyen, kimseyi sevemeyen, herkese -güya- akıl veren kişilerdir.

Şöyle bir düşünülecek olursa; bu kişilerin bir güzelliği övdüğüne, bir iyiliği takdir ettiğine, bir insana iltifat edip gönül aldığına, güzel sevgi cümleleri kullandığına rastlamak mümkün değildir. Ruhları enaniyetten, gurur ve kibirden adeta kemikleşmiştir. Ama aynı kişiler öfkeye, nefrete, kine gelince kendilerini coşkun bir şekilde kaptırabilirler.

 www.derinAllahsevgisi.imanisiteler.com

Sevgisiz İnsan Herşeyden Nefret Eder

Sevgisizliğin getirdiği gaddar ruhun etkisiyle kendince hiç kimseye değer vermeyen bu kişiler, örneğin köylüden nefret eder ama şehirliyi de sevmez. Ermeni’den nefret eder, Türk’ü sever mi? Onu da sevmez. Musevi’den nefret eder, peki Hristiyan’ı sever mi? Elbette sevmez. Alevi’yi, Şii’yi, Vahhabi’yi? Hiçbirini sevmez. Nefret ettikleri bu kadar mıdır? Ateiste, komüniste saygısı, sevgisi var mıdır? Hiç yoktur. Nefret ettikleri bunlarla da kalmaz. Örneğin ülkeler, milletler? Arap ülkelerine öfke duyar. İsrail’i düşman olarak görür. Amerika; o zaten baş düşmandır. Patronundan, astlarından, üstlerinden, komşusundan hatta trafikte karşılaştığı hiç tanımadığı insanlardan bile nefret eder. Akrabalarıyla kavgalıdır. Hemen hemen, sevdikleri tek bir insan yok gibidir.

Sosyal medya da bu insanların öfke dolu yorumlarıyla, paylaşımlarıyla kendilerini açıkça belli ettiği yerlerdendir. Klavyesi başına geçen sevgisiz insan, sivri diliyle herkesi incitmeye çalışır. Tek kelime şefkate, merhamete, iyiliğe dair bir şey yazmaz, durmadan insanları samimiyetsizce acı acı eleştirir. Eleştirdiği herhangi bir konuda çözüm kendisine sorulduğunda ise demagojiye başvurur. Tek yaptığı sevgisizliğin, o belanın acısıyla, insanların da güya canını yakmaya çalışmaktır. Ama Allah, adeta sevgisizlikten kömürleşmiş bu ruhla, bu çirkin ahlakla yaptığı tüm eylemleri kendi ayağına dolar ve canı en çok yanan yine kendisi olur.

Çünkü sevgisizlik öyle bir şeydir ki insanın ruhunu, adeta bedeni saran kanser gibi tahrip eder. İçteki bu acı, bu yanıp kavrulma kişinin yüzüne şiddetli bir nursuzluk ve zillet şeklinde yansır. Böyle bir kişinin bedeni de bu sevgisizliğe, kine, öfkeye, kıskançlığa dayanamaz ve bu tahribattan payını alır, süratle çöker.

Dünya üzerinde insanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifak sağlayabilecek yegane güç ancak ‘iman’dır. Hesap gününden korkan müminler dostluklarıyla, dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir ittifakın temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah’ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz.

www.Allahsevgisi.net

İman Etmeyenler Sevgi Duyarlılığından Yoksundurlar

Gerçek sevginin kaynağı, Allah’a saygı dolu bir korku ve içli bir sevgi duymaktır. Çünkü ancak Allah’tan korkan ve bundan dolayı O’nun istemediği Sevgisizlik2ahlaktan titizlikle kaçınan bir insan gerçek sevgiyi yaşayabilir. Allah’tan gereği gibi korkan bir insan, nefsinin oyunlarına ve kötülüklerine karşı her zaman dikkatli olur. Çünkü Kuran’da Hz. Yusuf (a.s.)’ın sözlerinin bildirildiği ayetteki gibi insanın nefsi durmak bilmeksizin kendisini kötülüğe çağırmaktadır:

“(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim’in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir…” (Yusuf Suresi, 53)

Buna karşılık, Allah korkusu olmayan ya da Allah’tan gereği gibi korkmayan, Allah’ın ölümden sonra dünyadaki davranışlarının hesabını soracağını görmezden gelen ve nefsi her ne isterse ona boyun eğen kişi ise, kötülükte sınır tanımaz. Nefsin sınırsız kötülük telkin ettiği, onu arındıran müminlerin felah bulduğu, şeytanın telkin ettiği kötülükleri savunanların ise helak olacağı Kuran’da şöyle bildirilir:

“Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla günahla bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 8-10)

Nefislerine uyarak iman etmeyen ve sevgisizliği yaşayan bu kişiler, yaşamları boyunca kendilerine ve çevrelerine hem maddi hem de manevi yönden zarar verirler. Çünkü;

* Sevgisiz kişiler dünyada kendileri için mümkün olduğunca fazla çıkar sağlamaya, kendi istek ve tutkularını tatmin etmeye, kısa bir yaşam süresini sorumsuzca geçirmeye çalışırlar.

* Çocuklarına gereken sevgi ve ilgiyi göstermeyen anne babalar ve anne ve babasına karşı -çevresinden aldığı olumsuz telkinlerin neticesinde- gereken saygı ve hürmeti göstermeyen çocuklar, bu dejenerasyonun en açık örneklerindendir. Bu gibi çocuklar ebeveynlerine karşı agresif, ters cevaplar veren, kolayca yalan söyleyen, kendi zevklerine ve isteklerine ulaşmada ailesini yalnızca bir araç gibi gören yanlış bir zihniyet taşıyabilmektedir.

* Sevgisizlikte insanların birbirleri için fedakârlıklarda bulunmaları, dayanışma, cömertlik gibi değerler tamamen ortadan kalkar. Her şeyden önce insanlar birbirlerine insan olarak değer vermezler.

Kimse kimsenin sağlığını, huzurunu, rahatını düşünmez, başkalarına bir zarar dokunmasından endişelenmez, buna engel olmaya çalışmaz.

* Durmaksızın kötülüğü emreden nefsine sınır koymayan bir insana güvenmek mümkün değildir. Böyle bir insanın, vereceği söze sadık kalması beklenemez, zira bu kişinin sözünden dönmemesi için hiçbir neden yoktur.

Sevgi duyarlılığından yoksun bir insan, karşısındaki insanın doğal acizliklerini görmezden gelemez, en basit hatalarını dahi çoğu zaman tolere edemez. Hatta hata bile sayılamayacak olaylar yüzünden hiç yoktan kavga çıkarabilir. Önemli olan kendi keyfidir ve keyifsiz olduğunda sevdiğini iddia ettiği insanların dahi mutlu olmalarını istemez.

Sevgisizlik3Gerçek ve Kalıcı Sevgiyi Elde Etmek İçin…

Gerçek ve kalıcı sevgiyi elde edebilmek, öncelikle sevgiyi kalplere ilham eden Yüce Rabbimiz’in hoşnutluğunu elde etmeye çalışmakla mümkün olabilir. Allah’ı herşeyden çok seven ve O’nun istediği güzel karakteri her yerde ödün vermeden sürdüren insanlar, birbirlerini de içli bir sevgi ve saygıyla severler. Dünya hayatında Allah sevgisini nefsani sevgiye üstün tutan samimi müminler de ahirette, Allah’ın izniyle, sonsuza kadar sevdikleriyle birlikte yaşayacakları cennet bahçelerinde olmayı umarlar:

“(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çökmüştür. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet bahçelerindedirler. Rableri Katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur.” (Şura Suresi, 22)

www.kadinsevgisi.com

Allah Dünyayı Sevgi İçin Yaratmıştır

İnsana sevgiyi kazandıracak yegane güç, sadece ‘iman’dır. İman, beraberinde Allah sevgisini getirir. Allah sevgisi insanın üzerinde çok güzel ve pozitif bir etki yapar. O zaman kişi Allah’ın beğenisini kazanabilmek için güzel ahlak gösterir, hiçbir menfaat beklentisi olmadan, samimi niyetle ve yalnızca Allah rızası için sever, Allah rızası için şefkat duyar, Allah rızası için merhamet gösterir, Allah rızası için dost olur. İnsanları Allah’ın yarattığını, O’nun tecellisi olduğunu bilir, Allah’a olan muhabbetini, sevgisini tecellilerine de gösterir.

İşte Kur’an ahlakına dayalı böyle bir sevgi, güzel ahlak, şefkat, merhamet toplumun geneline hakim olunca da insanlar adeta hayırlarda, güzelliklerde yarışır duruma gelirler. Güzeller güzeli Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde Allah için sevmenin önemini bizlere şöyle anlatmıştır:

“Allah’ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, ne peygamberdirler ve ne de şehîddirler. Lâkin Allah Katındaki mevkilerinden dolayı, onlara, hem peygamberler hem de şehîdler gıpta edeceklerdir. Onlar, akraba olmadıkları ve maddi yönden hiçbir çıkarları da bulunmadığı hâlde, birbirlerini yalnız Allah için sevenlerdir. Vallahi, onların yüzleri nurdur, şüphesiz onlar nur üzere olacaklardır. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmayacak, üzüldükleri zaman onlar üzülmeyeceklerdir.” Sonra şu âyeti okudu: “Haberiniz olsun. Allah’ın velîleri var ya, onlar için ne korku vardır ve ne de mahzun olacaklardır.” (Ebû Dâvud – Yunus Suresi, 62)

Unutmayalım ki sevgi, İslam’ın ve Kuran’ın ana konularındandır. Allah’ın tüm evreni, dünyayı yaratma amacı sevgidir. Dünya hayatındaki imtihanımız sevgi imtihanıdır. Sevgi dolu kalplerle, sevgisiz kirli paslı kalplerin seçilip birbirinden ayrılmasıdır. Ve yine dünya, kurs yeridir; sevgiyi öğrenme kursu. Sonsuz sevgi yurdu olan cennete gitmeden evvel; aşkın, tutkunun, muhabbetin ve şefkatin eğitimini aldığımız bir kurstur.

İşte bunun için her insan sevgisizlikten, kibirli firavun ruhundan Allah’a sığınmalıdır. Firavunlar çağlar öncesinde kaldı diye düşünmemeli, bu anlamda, 21. yüzyılın da küçük firavunları olabileceğini bilmeli ve bundan tüm gücüyle sakınmalıdır.