Şeytan Müslümanları pasifleştirmek için hangi yöntemleri kullanır?
Şeytanın emrine girmiş olan pasif kişilere karşı Müslümanların tutumu nasıl olmalıdır?

“Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım” der.” (Nisa Suresi, 72)

Pasif kelimesinin sözlük anlamı, “bir şeye karşı tepki göstermeyen, etkinliği olmayan, durgun, çekingen”dir. “Pasif bir insan” dediğimizde yapı olarak şevksiz, çevresindeki olaylarla ilgisiz, insanların sıkıntıları ve sorunları ile ilgilenmeyen, etrafındaki aksaklıklara çözüm arayışı içinde olmayan, kendi içine kapalı, küçük dünyasında yaşayan bir insan modeli akla gelmektedir. Müslümanlar arasında bulunan bazı insanlar da iman edenlerin imani şevk ve heyecanlarına uymayan bu pasif hal içinde olabilirler. Bu nedenle Müslümanlar için bu ahlakı tanımak büyük önem taşımaktadır.

Pasifizm; şeytanın Müslümanlar arasında geliştirmeye çalıştığı bir sistemdir. Şeytan Müslümanlara kendi menfaatlerini ve rahatlarını, dinin menfaatinden ve Müslümanlardan önde tutmalarını gizliden gizliye mesaj olarak verir. Bu mesajı Müslümanlar arasında yaygınlaştırmak için zayıf imanlı kişileri seçer ve onların karakterlerini ve zihniyetlerini çok iyi tahlil eder. Şeytanın etkisine giren pasifist kişilerin tutumları şöyle özetlenebilir:

İnkarcı İdeolojilere Karşı Yürütülen Fikri Mücadeleden Olabildiğince Kaçarlar

Pasifist zihniyete sahip olan kişiler, diğer müminleri de fikri mücadele içinde olmaktan alıkoyarlar. Bu kişiler hem tavırlarıyla hem de konuşmalarıyla, fikri mücadelenin önemini hafifletmeye, müminlerin dikkatini başka yerlere yoğunlaştırmaya gayret ederler. Fikri mücadelenin içinde yer almaktansa, geride kalmayı tercih ederler. Kendilerince şevk ve heyecanın, Allah yolunda çaba sarf etmenin kendilerini kayba uğratacağını iddia ederek, gizliden gizliye mesaj verirler. Oysa iman edenlerin, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, din ahlakından uzak kimselerin fikir sistemlerine karşı; onları doğru yola davet etmek, savundukları sapkın ideolojileri fikren mağlup etmek için yürüttükleri mücadele, tarihi bir mücadeledir.

Allah’ın varlığına ve birliğine iman eden, ahirette hesaba çekileceğinin bilincinde olan, Allah’ın emirlerini bilen müminlerin, insanların ezilmelerine ve acı çekmlerine sebep olan Darwinist ideolojilere karşı fikri mücadele yürütmesi ve İslam birliğinin kurulması için çaba sarf etmesi çok büyük bir sorumluluktur. Allah bu gerçeği bir ayette şöyle emreder:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

www.seytaninsistemi.com

Sapkın Bir Din Anlayışını Yaymak İsterler

Müminlerin arasında onları pasifizme sürüklemeye çalışan kişilerin, aslında gerçek Kuran ahlakından tamamen uzak, son derece çarpık bir din anlayışları vardır. Bu anlayışlarının en belirgin özelliklerinden biri ise, dinin bir kısmını yaşayıp bir kısmını yaşamamaları, aslında, “İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucu ile ibadet eder…” (Hac Suresi, 11) ayetinde buyrulduğu gibi, tam anlamı ile iman etmemeleri ve din ahlakının içine birtakım hurafeler katarak yobaz düşünce anlayışını yaymaya çalışmalrıdır. Bu yöntem ile gerçek anlamda dinin tüm hükümlerini yaşatmazlar ve ilave ettikleri hurafeler ile insanları din ahlakından uzaklaştırmayı hedeflerler. Ayette bu kişilerin durumuna karşı Allah kullarını şöyle uyarmıştır:

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5)

Samimi Müslümanların ise hayatlarının her anı Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibidir. Yeme ve içmelerinden temizlik anlayışlarına, sevgi ve saygılarından vefalarına, fedakarlıklarına kadar yüzlerce mümin özelliğinin birarada bulunması ile kazanılan ortak bir ahlak yapıları ve yaşam tarzları vardır. Gerçek bir dindar, zaman zaman çeşitli hataları olsa da, bu özelliklerin tamamını -hiçbirinden taviz vermeksizin- yaşama gayretinde olur.

Pasifizmi Müslümanlar arasında yaymaya çalışan bu kişiler herşeyi taklidi olarak yapar ve Müslüman topluluğu arasında dikkat çekmemek amaçlı bir hayat sürerler. Allah’a ve elçiye kayıtsız şartsız itaat, tevazu, samimiyet, Allah’a ve müminlere derin bir sevgi ve saygı, sadakat, vefa, fedakarlık, ince düşünce gibi güzel ahlak özelliklerini bu kişilerde görmek oldukça zordur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“(Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” (Bakara Suresi, 9)

www.munafikkarakteri.com

Pasifizm Hastalığı Nasıl Teşhis Edilebilir?

Pasif kişiler, Müslümanların yaşadığı yüksek iman heyecanını içlerinde yaşamaz, onların mutluluk ve huzurundan uzak, soğuk ve donuk bir hayat sürerler.

Kuran ahlakını yaşama isteğinde olmadıkları gibi, din ahlakının anlatılması konusunda da hep geride kalan, olanları uzaktan izlemekle yetinen bir görüntü sergilerler.

Ne yaşantılarında ne de iman anlayışlarında canlı, akılcı ve sağlıklı bir yaklaşımları yoktur.

Sevgi, samimiyet, dostluk, kardeşlik, sadakat, vefa, bağlılık gibi Allah’ın razı olacağını bildirdiği Müslümanların üstün ahlak özelliklerinden yoksundurlar.

Bu kişiler kasten uyguladıkları pasiflikleri, cansız, şevksiz ve donuk kişilikleriyle etraflarındaki insanlara negatif elektrik yayan, soğuk, duyarsız, son derece resmi ve yakınlık kurulması imkansız; hepsinden önemlisi de Allah korkuları olmayan, insanlardır. Allah Kuran’da, “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım” der.” (Nisa Suresi, 72) ayetiyle Müslümanlara bu karakterdeki insanların kişiliklerini haber verir.

Müslümanların Gücünü Kırmaya Çalışırlar

Müslümanların arasında yaşayan münafık karakterli pasifist insanların ana amaçlarından biri; kendilerince dine ve Müslümanlara olabildiğince zarar vermektir. Allah’ın “…onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır” (Al-i İmran Suresi, 120) ayetinin hükmü gereği, gerçekte hiçbir zaman Müslümanlara zarar veremeyecek olsalar da, her fırsatı bu amaçlarına ulaşmak için kullanırlar.

Sürekli hayır ve fayda getirecek işlerde bulunmak müminlerin önemli özelliklerindendir. Müminler bir işleri bittikten sonra hemen bir diğerine geçerek Allah’ın rızasını ve ahirette güzel bir makamı kazanma gayretinde olurlar. Onları pasifize etmeyi amaçlayan insanlar ise tam tersine, mümkün olduğunca ağır davranır, müminlere de engel olmaya çalışırlar. Bu şekilde onlara zarar verebileceklerini, en azından yapılacak faydalı işleri geciktirebileceklerini düşünürler. Oysa Kuran ahlakında iman eden bir insan için yaptığı işin içeriği değil, Allah rızası önemlidir.

Müminlerin Vakitlerini Alıp Onları Yavaşlatmayı Amaçlarlar

Amaçları müminleri pasifize etmek olan kişiler; Müslümanlar arasında ağır bir yapı meydana getirmek için onların vakitlerini almak, yapılacak hayır işlerini mümkün olduğunca geciktirmeye çalışmak ve kalbinde hastalık olan diğer kişilere de olumsuz bir örnek oluşturmak için çeşitli yöntemler uygularlar:

Tüm güçlerini ve dikkatlerini İslam’ın hayrı, Müslümanların faydası için toplayan müminlerin karşısına, çoğu suni olarak oluşturulmuş şahsi sorunları ile çıkarlar.
Ahlaki bozuklukları, Kuran’a aykırı tavırları, yaptıkları işlerdeki özensizlikleri ile iman edenlerin dikkatlerini çekerler.
Çok kolaylıkla anlayabilecekleri konuları anlamazlıktan gelir, duydukları bir sözü duymamış gibi davranırlar.
Hemen yapılıp bitirilmesi gereken bir işi olmadık detaylara girerek geciktirirler.
İşleri ağırdan alırlar.
Cansız ve şevksiz olmaları ile Müslümanların önüne engel çıkartmaya ve onların hızlarını kesmeye gayret ederler.
Hemen yapılması gereken bir işi çeşitli bahaneler uydurarak erteler, yapılmaması gereken bir şeyi ise yaparlar.
Cevabını çok iyi bildikleri halde sanki hiç bilmiyormuş gibi tekrar tekrar aynı soruyu sorar, kendilerinden istenilen işi defalarca tarif ettirirler.
Bu kişiler Müslümanların işlerine engel olmayı amaçlayıp zorluk çıkarırlarken, bir yandan da mümin topluluğu içindeki diğer kişilerin de kendileri gibi davranmalarını isterler. Onları da rehavete sürüklemeyi amaçlarlar. Böylece hem kendilerinin hem de mümkün olduğunca çok kişinin ağır davranmasını planlarlar. Onların gevşek tavırlarından güç alan zayıf karakterli bazı kişiler de işleri ağırdan almaya, zorluk çıkartmaya, müminleri kendileri ile uğraştırmaya niyet edebilirler. Bu gibi kişiler de olayları Kuran ahlakıyla değerlendirmedikleri için, Müslümanları pasifize etmeye çalışanların yaptıkları olumsuz tavırları hatalı bulmaz, aksine onlar gibi davranmanın daha mantıklı olduğunu zannedebilirler.

Oysa şeytanın etkisiyle pasifize olmuş kişilerin ve onlardan etkilenenlerin kararları ve bu yöndeki çabaları zannettikleri gibi dine verilmiş bir zarar değil, aksine çok hayırlı bir durumdur. Bu kişilerin varlığı ve faaliyetleri hem samimi müminlerin daha çok şevklenmelerine, hem de yaptıkları işlerde daha azimli ve böylece daha başarılı olmalarına aracı olur. Kuran’da bildirildiği gibi, doğru yola uyanlara, sapanların zarar vermesi mümkün değildir. Ayette şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Maide Suresi, 105)

SONUÇ: “… Hiç şüphesiz şeytanın hileli gücü pek zayıftır” (Nisa Suresi, 76)

Müslümanların şevkini kırmayı hedefleyen, özellikle ağır davranarak dinin lehindeki çalışmalara güç kaybettirmek isteyen kişiler bu amaçlarına hiçbir zaman ulaşamazlar. Evren ve içindeki tüm varlıklar, Allah’ın belirlediği kadere göre yaşarlar. Denizin dibindeki tek bir kum tanesinden, bir meteorun uzaydaki yeri ve hareket hızına kadar irili ufaklı herşeyin geçmişi, şimdiki hali ve geleceği önceden tespit edilmiş bir kader iledir. Dolayısıyla şeytanın söz konusu insanları kullanarak yaptığı planlar ve bu planları uygulamak için izlediği sinsi yöntemler Rabbimiz’in bilgisi dahilindedir ve Rabbimiz, “inkar edenlere müminler aleyhinde asla yol vermeyeceğini” vaat etmiştir. Bu insanların, Müslümanları zor duruma düşürmeleri de, Allah’ın izniyle, söz konusu olamaz. Rabbimiz’in vaadinin bir gereği olarak, Kuran ahlakı yaygınlaşacak ve yeryüzüne bu ahlakın gereği olan barış, huzur ve güvenlik hakim olacaktır. Müslümanları sinsice kurdukları planlar ile pasifize etmeye çalışan şeytan ve taraftarları ise bekledikleri sonuca Allah’ın izniyle asla ulaşamazlar.

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde Allah’ın kötü niyetlerine karşılık olarak bu insanları zarara uğratacağını şöyle bildirir:

“KİM MÜ’MİNE ZARAR VERİRSE ALLAH DA ONU ZARARA UĞRATIR. KİM DE MÜ’MİNE MEŞAKKAT VERİRSE, ALLAH DA ONA MEŞAKKAT VERİR.” (Tirmizi, Birr 27-1941)

www.munafikliklamucadele.com

Pasifist İnsanlar Boş Bir Aldanış İçindedirler

Yüce Allah bir ayetinde “… kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.” (Rum Suresi, 60) şeklinde buyurmuştur. Müslümanlar bu nedenle her türlü gevşeklik ve şevksizlikten ve bu görünümü verecek tavırlardan kaçınmalı, bu çirkin tavırları teşvik eden insanları da uyarmalıdırlar. Çünkü Allah, Kuran ayetlerinin yaşanmasını engelleme konusunda çaba harcayan insanların uğrayacağı sonu bize şöyle haber vermiştir:

“Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir.” (Sebe Suresi, 38)