www.sonpeygamberhzmuhammed.imanisiteler.com

Kuran hükümlerinden habersiz olan ancak İslam adına ortaya çıkan bazı kişilerin dininde gülmek, mutlu olmak, eğitimli ve bakımlı olmak, Allah’ın verdiği ve helal kıldığı bütün nimetler yasaktır. Onların dininde nefret, öfke ve mutsuzluk vardır. O din kapkaranlıktır, çünkü hakkı uygulamazlar. Onlar hakkın yerine batılı koyan kimselerdir. Günümüzde elbette haramları helal gibi görüp umarsızca yaşayan insanlar bulunmaktadır fakat Kuran’da (Araf Suresi, 32), Allah’ın helal kıldıklarını “din adına” haram kılan insanlardan bahsedilmektedir. Yani bu insanlar aslında dini değiştirmekte ve Allah’ın adını kullanarak farklı bir dinin propagandasını yapmaktadırlar.

Dünyada İslam adına ortaya çıkan dev bir kesim var. Kuran’dan habersizler. Kendi türettikleri, hurafelerden oluşan batıl bir dini yaşıyorlar. Kuran’da olmayana Kuran’da var diyorlar, helali haram kılıyor, yeni bidatler üretiyor ve sevgi ve barış dini olan İslam’ı nefret ve savaş dini haline getirmeye çalışıyorlar. En tehlikeli yönlerinden biri de yaşadıkları bu dine İslam adını veriyor ve İslam adı altında yaptıkları uygulamalarla gerçek İslam’a en büyük zararı veriyorlar.

Dinimizde emredilenler ile hurafe dinini yaygınlaştırmaya çalışanların uygulamaları karşılaştırıldığında bu gerçek çok açık şekilde görülür:

Allah Mutluluğu Nimet Olarak Yarattı, Onlar Gülmeyi Yasakladılar

Müslüman dünyanın en mutlu insanıdır. Mutlu olmalıdır çünkü Müslüman Allah’ı anlamış, iman etmiş, Allah’a tevekkül etmeyi, sabretmeyi, şükretmeyi bilen bir varlıktır. Gelecekten endişe duymaz, başına gelen zorlukların hayırla yaratıldığını bilir, bir kaderi olduğunun farkındadır ve ölüm onun için bir son değil Allah’a ve sonsuz hayata kavuşma anıdır. Böyle bir insan nasıl üzülebilir?

Ayrıca mutluluk Yüce Rabbimiz’in emridir. Hüzün ve mutsuzluk, ayetlerde inkar edenlerin vasfı olarak bildirilmektedir:

“Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” (Tevbe Suresi, 82)

“Dediler ki: “Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz.”” (Müminun Suresi, 106)

İşte hurafeciler, Allah’ın bu hükmünü sahte hadislerle kaldırmaya kalkarlar. Müslümanlara, Allah’ın inkarcılara yakıştırdığı hüznü uygun görürler. Ruhun, bedenin en büyük ihtiyacı olan neşeyi-sevinci yok etmek isterler. Cennette “sevinç içinde” olan Müslümanları bu cennet sevincinden mahrum etmek isterler. Hüznün gerçek anlamının farkında dahi değildirler. Bir olay karşısında hüzünlenmek, “keşke olmasaydı” demekle aynı şeydir. Bunun anlamı ise –kişi kabul etse de etmese de- kadere isyandır. Bu kişiler hüzünlenmeyi helal hale getirerek Allah’ın hükmüne karşı geldiklerinin, Allah’ın yarattığı kadere karşı geldiklerinin farkında değildirler.

Allah’ın bir insana vereceği en büyük nimetlerden biri imandır. İman sahibi bir insan, dünyanın bütün nimetlerinden uzak olsa, en büyük zorluklarla imtihan olsa, oluşan tüm şartlar aleyhinde görünse bile, imanın kalbinde oluşturduğu huzur ve mutluluk her şeyin üzerindedir. Allah Kendisi’ne yönelenin kalbine huzur ve dinginlik, ruhuna mutluluk verir. Allah’a yönelmeyen, Allah’ın rızasına yönelik bir hayat yaşamayan bir insanın -kendisi aksini iddia etse dahi– mutlu olması imkansızdır.

Allah imtihanın bir gereği olarak böyle bir insana da dünya nimetlerinden verebilir; bu kişi dışarıdan bakıldığında birçok nimet ve güzellik içinde olabilir. Ancak sürekli özlemini çektiği mutluluğu ruhunda yaşamaz. Çünkü Allah Kuran’ın Rad Suresi’nin 28. ayetinde “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” buyurmaktadır. Yüce Allah’ın bildirdiği gibi, kalplerin mutmain olması ancak Allah’ın zikri, derin ve coşkulu bir Allah sevgisi ile mümkündür. Mutluluğun samimi imandan yani kayıtsız şartsız Kuran’a uymaktan başka bir yolu yoktur. Allah salih kullarını, “…Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır…” (Nahl Suresi, 30) ayeti ile hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayatla müjdelemiştir.

“Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

Allah Kadını Övmüş ve Yüceltmişken Onlar Kadını Aşağılamaya Çalışırlar

Kadın aşağılamak, hurafecilerin en önemli özelliğidir. Onlara göre kadın değersizdir, ikinci sınıf vatandaştır. Köpekle ve domuzla eşdeğer tutulur. Eve kapatılması, mümkün olduğunca çirkinleştirilmesi ve kültürlü olmasının engellenmesi gerektiği düşünülür. Kadının Kuran’a dokunması da yasaklanmıştır. Dolayısıyla kadın dinini de öğrenmemelidir. Kadının sadece eve kapatılıp, kocasına hizmet etmek ve haddini bilmekle sorumlu olduğu düşünülür.

Bu sapkın mantıktan dolayı hurafeciler ve bağnazlar, dışarıda sosyal dünyada bir kadın gördüklerinde deliye dönerler. Özellikle o kadın bakımlı ve kültürlü ise ve Allah’ı anıyor ve Allah’ın ayetlerini okuyorsa, öfkeleri ona karşı daha da artar. Önce “Kuran’ı eline almasın” derler. Allah’ın ayetlerini okumaktan onu alıkoymaya çalışırlar. Sonra kapalı veya açık olmasına, giydiği kıyafete, yaptığı makyaja göre onu eleştirmeye başlarlar. Oysa gerçekte, nefret dolu olduklarından, başı açık bir kadın onları ne kadar öfkelendirirse, kapalı bir kadın da aynı şekilde öfkelendirir. Onlar daima eleştirecek ve kadını aşağılayacak bir yol bulma çabası içindedirler. Öfke dolu olduklarından daima öfkelenecek ve nefret duyacak bir şeyler ararlar. İşte bu nedenle sebepler genellikle suni üretilir ve nefret için bir malzeme olarak kullanılır.

Onlar için kadın ne yaparsa yapsın hiçbir şey onun “dindar” olması için yeterli değildir. Bu garip mantığa göre kadın topluluk içinde bulunamaz, konuşamaz, gülemez, kültürlü, bilgili, modern, bakımlı olamaz.

Kadına karşı olan bu bağnaz tutumları ile ilgili olarak kendilerinden Kuran’dan delil getirmeleri istendiğinde hurafeciler asla bir delil getiremezler. Çünkü Kuran’da onların bu hurafesine delil yoktur. Tam tersine Kuran’da kadın sorumluluk olarak erkek ile eşit tutulmuştur. Kuran’da hitap; mümin kadınlar ve mümin erkekler şeklindedir. Kuran’a göre kadının görevi evde oturup kendi dinini ve dünyayı bilmeden yaşamak ve evin içinde erkeğinin kölesi olmak değil, Allah rızası için ilmi mücadelenin gereğini yapmak, Kuran ahlakını yaymak için çaba göstermektir. Kuran’daki kadının tanımı bağnazların dünyasındakinden tamamen farklıdır.

Kuran’da kadın devlet yöneticisidir. Allah bu konuda fikirlerine güvenilen ve kendisine danışılan devlet yöneticisi Sebe Melikesi Belkıs’ı örnek verir. Ayetlerde ve hadislerde peygamberlerimizden verilen diğer örneklere baktığımızda da kadınlara verilmesi gereken değeri hemen anlarız:

Kuran’da hanımlarla bir arada oturmanın yasak olduğuna dair bir hüküm yoktur. Tam aksine pek çok kıssada peygamberlerle hanımların bir arada olduklarını, karşılıklı konuştuklarını görürüz.

  •  Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarla bir arada olduğuna dair çok sayıda hadis vardır. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) Ukaz panayırında, çok çeşitli kesimden çok fazla kadına tebliğ yapmıştır.
  •  Çobanlara yaklaşmayan ama hayvanlarını sulama konusunda Hz. Musa (a.s.)’dan yardım alan kadınlar, ayetten anlaşıldığına göre Hz. Musa (a.s.)’ın yanında bulunmaktadırlar.
  •  Hz. Süleyman (a.s.), tebliğ için Sebe Melikesi Belkıs’ı sarayına çağırmış, hatta sarayın girişinde ona şaka yapmıştır. Öyle ki Belkıs, sarayın düz cam zeminini su sanmış ve eteklerini toplayarak oradan geçmeye çalışmıştır. O sırada Belkıs, tam olarak Hz. Süleyman (a.s.)’ın yanındadır.
  •  Hz. Yusuf (a.s.) yıllar boyunca yanında kaldığı vezirin hanımı ile aynı evde yaşamıştır. Hatta ayette belirtildiği gibi tek bir odada yalnız dahi kalmaktadırlar. Evde sürekli evin hanımının diğer hanım arkadaşları da bulunmakta hatta Kuran ayetinde belirtildiği gibi Hz. Yusuf (a.s.) onların yanına çıkmaktadır.

www.ahirzamanalametleri.com

Müzik Resim ve Dansın İslam’a Aykırı Olduğu Hurafesini Yaygınlaştırırlar

“De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (Araf Suresi, 32)

Ziynetler, güzel rızıklar, neşe, sevgi, sanat, dans, müzik, eğlence, mutluluk ve tüm güzellikler Allah tarafından helal kılınmasına rağmen, hurafeci mantıkta bunların tümü yasaklanmıştır. “Bu yasakların kaynağı nedir?” diye sorulduğunda bu kişiler ya “gelenekler” derler ya da uydurma hadisleri delil gösterirler. Oysa Kuran’dan verebilecekleri tek bir delil bile yoktur.

Müzik, dans, eğlence, mutluluk, sanat, resim, bilim Müslümanlara helaldir. Kuran’da bu güzellikleri Müslümanlara yasaklayan tek bir hüküm dahi yoktur. Zaten bunların hepsi nimet olarak yaratılmış güzelliklerdir ve nimetlere en fazla layık olanlar da elbette ki Allah aşıklarıdır.

www.ahirzamansohbetleri.com

Müslüman herşeyin en güzeline layıktır. Allah dünyada verdiği nimetlerle inananları sonsuz güzellik yurdu olan cennete hazırlar. Müslümanlar da cennetin bir tezahürü olarak dünya hayatında her anlarını cennet ortamına  çevirirler. Bunu gerek temizlikleri, gerek güzel ahlakları gerekse de dış görünümlerindeki özenleri ile gösterirler.

Müslüman elbette ki bakımlı yaşayacak, temiz olacak, güzel olacaktır. Çünkü güzellik, bakım, estetik, sanat zevki Allah’ın beğendiği özelliklerdendir. Kuran’da Müslüman kadınların makyaj yapması ve bakımlı olmasının haram olduğuna dair hüküm yoktur.

Bağnaz Mantıktaki İnsanlar Ruhsuz, Zevksiz ve Kalitesiz Bir Dünya İsterler

Şimdi hurafecilerin mantıklarını gözümüzde canlandırıp onların istediği gibi bir dünyanın neye benzeyebileceğine bir bakalım. Müziksiz, resimsiz, sanatsız bir ortam nasıl olur? Hiçbir güzelliğin üretilemediği, karanlık, izbe, sessiz, eğlencesiz, tatsız o dünya nasıl olup da Müslümanlara layık görülebilir? Üstelik Kuran’da böyle bir hüküm olmamasına rağmen.

Allah Kuran’da yerlerin göklerin araştırılmasını ve böylelikle Allah’ın yaratma sanatının keşfedilmesini ve imanda kuvvetlenmeyi öğütlemişken, bilim nasıl yasaklanır? Yaratılış delillerinin keşfedilmesi nasıl engellenebilir?

Cahil, müziksiz, resimsiz, sanatsız,  bilimsiz, ruhsuz bırakmak Müslümanlara ve İslam’a zarar dışında ne getirir?

Nitekim şimdiye kadar yapılan tüm yanlış uygulamalar, İslam’ın yanlış tanınmasına vesile olmuştur. Hurafeci, bağnaz mantığın yayılmasının hemen ardından, dört bir aleme bilim, sanat ve medeniyet getiren İslam toplumları içine çökmüş ve karanlık, izbe, bakımsız, cahil, kalitesiz bir din anlayışı getirilmiştir. İslam toplumlarının dünyanın pek çok yerinde geri kalmış olması, İslam ülkelerinde genelde kalitesiz bir yapının hakim olması ve Batı tarafından Müslümanların değer görmemesinin temel nedeni budur.

Bağnaz mantıkta yaşayanların hayatları daima ruhsuz, zevksiz ve kalitesiz olur. Bu mantığın temsilcilerinin evleri, dernekleri, mahalleleri, sokakları hep o soğuk, ruhsuz ve zevksiz ortamı temsil eder. Sürekli vakıflar kurar, dernekler açar ama buradaki kalitesizlik ve kalplerindeki sevgisizlik yüzünden bir türlü bir araya gelemez ve verimli bir şey ortaya çıkaramazlar. Dernekler hiçbir işe yaramadan kapanır, gider. Berbat bir atmosfer içinde, o kapkaranlık dünyayı barındırmak isterler. Güzellik yoktur, renk yoktur; estetik, sanat yoktur. Güzelleşmeyi de güzelleştirmeyi de bilmezler. Oysa Allah güzeli sever. Cenneti bunun için güzelliklerle dolu olarak yaratmıştır. Dünyada bu güzellikleri Müslümanlara haram kılmaya kalkan ve bununla gurur duyan bir mantık, cennetin hangi güzelliğinden zevk alabilir?

Elbette buradaki bir başka çarpık düşünce, bu mantıktaki kişilerin tüm güzellikleri Allah’tan uzak yaşayan kişilere yakıştırmaları ama Müslümanlara haram kılmaya kalkmalarıdır. Oysa bütün güzellikleri asıl hak eden Allah dostlarıdır. Allah bunu bize Kuran’da şöyle bildirir:

“Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” (Araf Suresi, 32)

Kuran’dan bağımsız hüküm vermeye kalkan ve bunu da adeta İslam’ın hükmüymüş gibi Müslümanlara dayatmaya çalışan, kendi türettiği bidatlara Kuran’dan delil bulamayınca, dine kendince yeni kurallar eklemeye kalkan ve Kuran ile asla bağdaşmayan uydurma hadisler üreten bu insanların çok büyük bir kısmı da bu iddialarını aslında sahtekarca yaparlar. Normal şartlarda müzik, dans, tv eğlenceleri, gazinolar bu kişilerin hayatlarının bir parçasıdır. Onlar sadece ayrılık çıkarmak, kendilerini “kendilerince” dindar göstermek için gösteriş yaparlar. Aslında gerçek hayatları hiç de böyle değildir.

Sürekli olarak müzik dinler, müzik dinlenip dans edilen ortamlarda bulunur fakat buna rağmen başkalarını eleştirmekten geri kalmazlar. İşte samimiyetsizliklerinin en temel noktası da budur. Hatta bu kişilerin büyük bir kısmı 5 vakit namazı bile kılmazlar, diğer ibadetlerden de uzaktırlar. Ortaya attıkları hurafelerin tamamı sadece kendilerini dindar gösterebilmek içindir.

Kimi zaman ayetleri kendi kafalarınca yorumlar, anlamını değiştirir ve kendi nefislerine uygun eylemlerini Kuran’a uydurmaya çalışırlar. Tatil yapar buna Kuran’dan delil çıkarmaya çalışırlar. Harama girer, bunu kendilerince makul hale getirmeye çalışırlar. Allah’a karşı teşekkürü ifade eden, dünyanın en büyük nimetlerinden biri olan namaza kalkmaktan ne kadar üşendiklerini anlatır dururlar. İşte onların hurafe dinlerinde samimiyetsizlik bu kadar kolaydır.

En ilginç özelliklerinden biri de bir kısmının, sahtekarlıklarının ve samimiyetsizliklerinin farkında olmamalarıdır. Öyle ki bu kişiler tamamen hurafelerden oluşan ve Kuran ile bağdaşmayan din anlayışlarına rağmen, kendilerinin dindar olduklarını zannederler. Bu gibi kişilerin basiretleri kapanmıştır. Kuran’a göre düşünemezler, dolayısıyla doğruyu da göremezler.

www.dunyaahiret.imanisiteler.com

Kuran’da Müziğin, Dansın, Eğlencenin Yasaklandığı Bir Hüküm Yoktur

Kuran’da müziğin, dansın, eğlencenin yasaklandığı bir hüküm yoktur, Peygamberimiz (s.a.v.)’in uygulamalarında da böyle bir şey yoktur. Hurafeciler bu konuda samimiyetsiz davranır, kimisi açıkça sahtekarlık yapar, kimisi de gerçeği, doğruyu bilmezler. Allah mutluluğu, zevki, neşeyi Müslümanlara helal kılmıştır. Yüce Rabbimiz ayetinde, “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) diyerek üzüntüyü Müslümanlara haram kılmıştır.

Üstelik,

  •  Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde dans eden sahabilerden bahsedilir, hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’in oynayan-eğlenenleri teşvik eden sözleri vardır.
  •  Tevrat’ta Hz. Davud (a.s.)’ın güzel sesiyle Allah’ı zikreden ve yücelten şarkılar söylediği, çalgı aletleri kullandığı belirtilir ve Hz. Davud (a.s.) bundan dolayı övülür. Demek ki Allah güzel görmektedir. Allah güzel gördüğü için cennette de bu güzel nimeti müjdeler.
  •  Dans ritimdir, ahenktir. Allah bütün kainatı bir ritimle yaratmıştır. Kuşlar, böcekler, kelebekler bile dans ederler. Kuşlar o güzel müziği kendi dilleriyle çıkarırlar. Denizin sesi, doğanın hışırtısı, ağaçların dalgalanışı her zaman ritimlidir. Allah ritmi, dansı, müziği, güzel sesi sever.
  •  Cennet de bu ritim ile yaratılmıştır. Cennette bütün ağaçlar, çiçekler hayvanlar dans edeceklerdir. Bu konuyu haber veren bir hadis şöyledir:

Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)’dan nakledilen rivayet ise şöyledir: O Basra minberinde şöyle dedi:

“Allah cennet ehline haber salıp sordurdu: “Allah size verdiği sözü yerine getirdi mi?” o anda, onlar kendilerine verilen zinetlere, elbiselere, meyvelere, tertemiz eşlere, nehirlere şöyle bir bakacaklar ve sonra şöyle demekten kendilerini alamayacaklar: “Allah bize verdiği sözü yerine getirmiştir. Melek tam üç kere “Allah size verdiği sözü yerine getirdi mi?” diye soracak Onlar kendilerine vaad edilen her şeyin eksiksiz yerine getirildiğini görünce, “Evet!” diyecekler. “Birşey daha kalmıştır” diye karşılık verecek melek. Çünkü Allah Teala, kullarına tecelli edip de gözlerinden perdeyi kaldırıp, O’nu gördüklerinde, bütün nehirler coşacak, ağaçlar sallanıp sesler çıkaracak, bütün köşkler, ateş kıvılcımları avaz verecek, pınarlar şarıl şarıl daha da hızlı akacak, güzel kokular avluları ve köşkleri saracak, her tarafta, güzel kokan misk ve kafur hissedilecek. Kuşlar ötüşecek, huriler bütün güzellikleri ile göz kamaştıracak. (Ölüm, Kıyamet, Diriliş, İman Şarani, s. 370)

à Anadolu’nun her yerinde folklor vardır, dans vardır. Horon vardır, halay vardır, zeybek oyunu vardır. Avrupa, Amerika dünyanın her yerinde insanlar dans ederler. Müziğin ve dansın yasak olduğu bir dünya insanın fıtratına uygun değildir. Bu büyük bir boşluk ve nimet eksikliği olur. Yüce Rabbimiz’in övdüğü ve güzel gördüğü bir nimeti haram kılmaya kalkmak Allah’ı ve yüce sanatını anlamamak anlamına gelir.

Dansı yasaklayan bağnaz zihniyet müziği de zaten yasaklar. Böyle sessiz ve donuk bir dünya düşünülemez bile. Düşünelim, televizyonları radyoları açıyoruz, güzel bir ahenk, bir ritim, bir müzik yok. Böylesine büyük bir nimet nasıl yok edilebilir? Böylesine donuk bir dünyada nasıl sanat olur, estetik olur, güzellik ve neşe olabilir?

Böylesine karanlık bir ruhu İslam’a taşımak isteyenler, ne yaptıklarının farkında değiller. İslam’ın güzel ruhunu yok etmeye çalıştıklarının ve Müslüman toplumlarına büyük zarar verdiklerinin, onların neşelerini, zevklerini, yaratıcılıklarını aldıklarının farkında değiller. O köhne dünyanın içinde dinin yaşanabileceği telkinini veriyorlar. Oysa ne dini gereği gibi yaşıyorlar ne de İslam’a hizmet ediyorlar. Yalnızca İslam dünyasına, kargaşa, kavrukluk, karanlık ve ruhsuzluk getirmeye çalışıyorlar. Kuran’dan uzak bağnaz mantığı yaygınlaştırıyor ve insanları gerçek İslam’dan uzaklaştırdıkları için İslam’ı da sevgisiz bir nefret dini gibi göstererek aslında bütün dünyaya zarar getiriyorlar.

www.dinsizliginkabusu.com

Marka ve Güzel Kıyafetler Giyilmesini, Güzel Araba ve Evlere Sahip Olmayı Yasaklarlar

Peygamberimiz (s.a.v.) ve onunla birlikte olan sahabeler devrin en kaliteli, en modern görünümlü ve en temiz insanlarıydı. Peygamberimiz (s.a.v.) şu an yaşasa, yine aynı modernlik ve kalite içinde olur hatta bu dönemin en kaliteli insanı olurdu. Bütün insanlar içinde seçkinliğiyle hemen fark edilirdi. Nitekim hadislerde de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in altın işlemeli kaftan giydiği şöyle bildirilmiştir:

5756-Diğer rivayet: “ ‘Yavrum! Bana içerden Peygamberi çağır!’ Tuhafıma gitti ve dedim ki: ‘Sana Allah Resulünü mü çağıracağım?’ ‘Oğlum! O zorba biri değildir!’ deyince, çağırdım. Üzerinde altın işlemeli bir kaftan olduğu halde çıktı ve dedi ki: Ey Mahreme! İşte bunu sana sakladım…” (BÜYÜK HADİS KÜLLİYATI, Cem’ul-fevaid, Min Cami’il-usul ve Mecma’iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed Bin Süleyman, Er-RUDANİ , İz Yayıncılık/2. Baskı İstanbul 2009, Sayfa 257-261-262-265-271-272-273)

Hurafelerden oluşan geleneklerini din haline getirmeye çalışanlar genellikle kendilerine güzellikleri layık görmediklerinden ve çoğu zaman aşağılanma duygusu içinde hareket ettiklerinden, güzel, kaliteli, marka kıyafeti, güzel evleri ve arabaları da kendilerine ve Müslümanlara yakıştırmazlar. Onlara göre Avrupalı Amerikalı zenginler, dinsiz bile olsalar, bu güzelliklere sahip olmaya daha layıktırlar. Onların dininde, dinden, Allah’tan tamamen uzak bir insanın en lüks evlerde, en lüks ve güzel arabalarda yaşamasında ve en güzel kıyafetler giymesinde sorun yoktur. Fakat bunu bir Müslüman yapınca adeta deliye dönerler. Bu durum, üzerlerindeki aşağılanma duygusunun dolayısıyla da kızgınlıklarının artmasına neden olur.

Allah, daha önce de belirttiğimiz gibi ayetinde, ziynetleri ve temiz rızıkları haram kılanlardan bahsetmektedir. İşte Müslümanlara bu güzellikleri haram kılmaya kalkanlar, tam olarak bu ayetin hükmüne girmektedirler.

Müslümanlar elbette ki bütün güçleriyle zor durumdaki kişileri koruyacak ve bu uğurda Allah rızası için en fazla çabayı gösterecektir. Fakat bu durum, onun bakımsız, kirli ve pejmürde yaşamasını gerektirmez. Müslüman sadece görünümü ile müthiş bir tebliğ gücüne sahiptir. Görünümü ne kadar temiz, kaliteli, görgülü, modern olursa, ne kadar dışadönük, neşeli, açık fikirli davranırsa, İslam dininin tebliğini o kadar mükemmel yapmış olur. Elbette bu sadece tebliğ anlarına has değil, tüm hayata hakim bir yaşamdır.

İnsanlar, kadınların aşağılandığı, pejmürde bir hayatın yaşandığı o korkunç hayat tarzından kaçmak yerine, kalitenin hakim olduğu barışçıl bir İslam anlayışının görüntüsünden çok şiddetli şekilde etkilenirler ve böyle bir anlayışın parçası olmak isterler. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müthiş kaliteli, neşeli ve modern tavrı ve görünümü, görenleri olağanüstü etkilemiştir. Bilinen bir gerçektir ki, Peygamberimiz (s.a.v.), yabancı elçilerle görüştüğünde üzerinde daima Bizans cübbeleri gibi, dönemin en kaliteli giysileri vardır. Yine Peygamberimiz (s.a.v.), tebliğe Hz. Dıhye (r.a.)’ı göndermiştir. Hz. Dıhye (r.a.), muhteşem yakışıklıydı ve tebliğe giderken üzerinde daima çok pahalı giysiler oluyordu. Öyle ki hem görünümüyle hem de kalitesiyle Hz. Dıhye (r.a.) tebliğe gittiği bölgelerdeki halkı sokağa dökmüştü.

Müslümanların güzel giyinmeleri ve güzelliklere layık oldukları gerçeği, görüldüğü gibi Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinde de vardır. Kuran’da da Allah, “Ey Ademoğulları, her mescit yanında ziynetlerinizi takının…“ (Araf Suresi, 31) diyerek, ziynetlerin ve güzel giyimliklerin bir nimet olduğunu belirtmekte ve ibadet evleri olan mescitlerde süslü ve güzel olmayı emretmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in Müslümanların güzel giyinmeleri ve kaliteli olmalarına örnek olarak aktarılan bazı hadisleri şunlardır:

• 5782-Ebul Ahvas’dan o da babası ra’ dan: “Üzerimde dökük elbiselerle Peygamber sav’in yanına gittim. Şöyle buyurdu: ‘Malın var mı?’ ‘Evet.’ ‘Hangi tür mal?’ ‘Allah’ın bana ihsan ettiği deve, sığır, koyun, at gibi her türlü malım var.’ ‘Allah sana mal vermişse onun eseri ve cömertliği üzerinde görülsün’ buyurdu.” (BÜYÜK HADİS KÜLLİYATI, Cem’ul-fevaid, Min Cami’il-usul ve Mecma’iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed Bin Süleyman, Er-RUDANİ, İz Yayıncılık/2. Baskı İstanbul 2009, Sayfa 257-261-262-265-271-272-273)

• 5785-Cabir ra dan: Enmar savaşına  Peygamber sav ile beraber çıktık. …Ey Allah Resulü Medine’den bir arkadaşımız vardır. Onu da hazırladık, bizim arkamızdan gelip bizi koruyor. Derken adam üzerinde yırtık iki elbise olduğu halde geldi. Peygambere onu görünce sordu:

“Bu iki yırtık elbisesinden başka elbisesi yok  mudur?”

“Heybesinde giymesi için verdiğim iki elbisesi daha var.”

“Çağır da o elbiseyi giydir.”

Onu çağırdım, elbiselerimi giydi. Adam dönüp giderken, Resulullah şöyle buyurdu: “Ne oluyor da (yeni elbiseleri varken eskileri giyiyor) bu onun için daha hayırlı değil midir?”

Adam bunu duydu ve “Ey Allah Resulü! Allah yolunda cihad ederken de mi yeni elbise giyeyim?”

“Evet, Allah yolunda cihad ederken de.” buyurdu. (BÜYÜK HADİS KÜLLİYATI, Cem’ul-fevaid, Min Cami’il-usul ve Mecma’iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed Bin Süleyman, Er-RUDANİ, İz Yayıncılık/2. Baskı İstanbul 2009, Sayfa 257-261-262-265-271-272-273)

www.islamahizmet.com

Çocuklara, Hayvanlara Sevgi Duymaz, Duyanları Kınarlar

İslam dininde olmayan ve dinimize atfedilmeye çalışılan hurafelerden biri de dünyadaki en güzel nimetlerden biri olan çocuklarla ilgilidir. Bağnazlığı din olarak benimsemiş olan kişilerin ruhu kararmıştır, güzellikler onlar için hiçbir şey ifade etmez hatta nefret duymalarına bile sebep olabilir. Çiçekten nefret eder, çocuktan nefret eder, kediden, köpekten, tavşandan nefret ederler. İçleri ve ruhları bomboştur. Bir Kuran ayetinde belirtildiği gibi onlar, “dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler” (Münafikun Suresi, 4). Ruhlarında sevgiye dair hiçbir şey yoktur. İnsana değer vermez, canlı hiçbir varlığa önem vermezler. Ruhlarında hiçbir inceliğe, şefkate ve merhamete yer yoktur.

Oysa dinin aslında güzel olan herşeye sevgi duyulur, çocuklar korunur, çok sevilir. Bunun en güzel örneği ise Peygamberimiz (s.a.v.)’in çocuklara olan sevgisi ve şefkatidir.

Peygamberimiz (sav) hem kendi çocukları ve torunları hem de ashabının çocukları ile çok yakından ilgilenmiş, doğumlarından isimlerinin konmasına, sağlıklarından ilimlerinin artmasına, giyimlerinden oynadıkları oyunlara kadar onlar için tavsiyelerde bulunmuş, hatta bizzat yol göstermiş, ilgilenmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) çok modern, neşeli, sevgi dolu, geniş ufuklu, sanata ve bilime destek veren bir insandı. Mübarek Efendimiz (s.a.v.) dinin aslını yaşayarak bize gösteren bir Müslüman olarak hayatının her anında ve herkese karşı güzel ahlak göstermiştir. Bu örnekler de Müslümanların çocuklara nasıl davranması, ideal bir Müslümanın tavrının nasıl olması gerektiğine dair bize çok net fikir vermekte ve bağnazların mantığının dayanaksızlığını göstermektedir.

Müziğin, tebliğde ortamı neşelendiren ferahlık veren, iç açıcı ve rahatlatıcı özelliği vardır.  Müzik, Allah aşkı ile kalbi coşturur. Peygamberimiz (s.a.v.) şarkı söylemiş, müzikli ortamlarda bulunmuş, düğünlere gitmiştir. Bu nedenle “müzik bütün dinlerde günahtır” demek de bir iftira olmuş olur.